Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne Solun Tarihi – I

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sol veya Sosyalizm

Osmanlı İmparatorluğu’nda sol ya da sosyalizm kavramını ele alırken meseleye sadece basit bir emek-sermaye çatışması üzerinden değil solun içerisine tarihsel süreçte yer etmiş olan tüm siyasî ve sosyal kavramlar çerçevesinde bakmak icap etmektedir. Osmanlı’nın klasik döneminde ortaya çıkan Yeniçeri İsyanlarını Marksist bir gözle değerlendirdiğimizde halkın çıkarları, küçük esnafın görüşleri ve istekleri doğrultusunda gerçekleşen başkaldırılar olduğuna kani olabilmekteyiz. Aynı şekilde modern dönem “romantik komünist” şair ve yazarlarımızın da değindiği Şeyh Bedrettin ayaklanması, Kalender İsyanı yahut Celâlî Ayaklanmaları gibi otoriteye karşı gelme durumları da sol pencereden bakıldığı vakit bir bakımdan kabul görebilmektedir. Ancak yazımızda “sol”, “sosyalizm”, “komünizm” gibi kavramlar, özellikle son dönem Osmanlı siyasi tarihinde ve edebi dünyasında nasıl yankı bulmuş bunun üzerinde duracağız. Bunu yaparken de son dönemde ortaya konan siyasi faaliyetleri rejim karşıtı olması, devletçilik eğilimleri, adalet ve eşitlik gibi kavramlara yer vermesi, şiddet ve militanlık gibi sosyalist jargonun terimlerinin bir kısmına veya tamamına yer vermesi üzerinden anlatmaya çalışacağız.

Osmanlı’da sol hareketleri değerlendirirken öncelikli olarak dini ve etnik azınlıkların öneminden bahsetmemiz gerekmektedir. Çünkü Türklere nispetle Avrupa ile daha yoğun bir ekonomik ve kültürel etkileşim içinde olan bu gruplar arasında rejim ve otorite tanımazlık meselesi daha erken dönemlerde ortaya çıkmıştır. Çünkü sosyalizm gibi Batı kökenli ideolojilerin Osmanlı topraklarında ilk makes bulacağı kitleler gayrü’l-müslim tebaa idi.  Bu kitlelerin Osmanlı şeriatına bağlı olmaması ve dönem şartları gereğince Avrupalı devletlerle olan münasebetleri, Osmanlı otoritesine karşı doğabilecek ideolojik karşıtlığa zemin hazırlamaktaydı. Nitekim, Fransız Devrimi neticesinde vukû bulan ve tüm dünyaya hızla yayılan nasyonalizm fırtınası da Osmanlı coğrafyasında ilk önce etnik ve dinî olarak merkezden kopuk olan Balkan milletleri üzerinde etkili olmuştu. Bu büyük cereyânın da etkisiyle etnik azınlıklarda bir taraftan sol düşünce yavaş yavaş kitleleri harekete geçirmeye başlarken diğer taraftan da etnik milliyetçilik hadisesi tüm azınlıklarda karşılık bulmuştur. Bunun sonucunda azınlıklar kendi aralarında bir birlik kurmak yerine her biri kendi uluslaşma süreçlerini tamamlamayı seçtiler. Nitekim bu durum Osmanlı’da son dönemlerde dahi bir sınıf bilinci oluşmasına engel teşkil etti. Sosyalist terimini en çok özümsediği kabul edilmiş örgütler bile Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu durum ve konjonktür gereği etnik milliyetçilik davası gütmekten çekinmemişlerdir. Bunun en tipik örnekleri, aynı zamanda Osmanlı coğrafyasının ilk sosyalist örgütleri sayılan, 1887 yılında Cenevre’de Avetis Nazarbekyan, Meryem Vardanyan, Kevork Haraciyan gibi Rus Ermenileri tarafından kurulmuş olan Sosyal Demokrat Hınçak Komitesi (Hınçak) ve 1890 yılında Tiflis’te Krisdapor Mikaelyan, Simon Zavaryan ve Stepan Zoryan tarafında kurulan Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnagsütün) adlı örgütlerdir. Hatta Taşnag grubunun Ermeni milliyetçiliğine bakışı Hınçak’a göre daha aşırı olacak ki, Ermenistan’ın 1920-1991 yılları arasında Sovyetler Birliği egemenliği altında olduğu sürede programında “antikomünist” ifadelere yer verildiği görülecektir. Ermenilerin kurduğu bu sosyalist örgütler, silahlı devrim fikrini 20. yy mantığıyla işlemeseler bile Osmanlı coğrafyasının çeşitli yerlerinde gösteri ve isyan hareketlerine önderlik etmişlerdir. Örneğin, 27 Temmuz 1890 tarihinde Harutün Cangülyan, Mihran Damadyan ve Hamparsum Murat Boyacıyan Efendi, Kumkapı Gösterisi olarak bilinen gösteri sırasında bir manifesto okuyarak İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ni ve Osmanlı yönetimi altındaki Ermeni Ulusal Meclisi’ni, Ermeni sorununa karşı kayıtsız kaldıkları gerekçesiyle eleştirdi. Gösterinin organizatörleri arasında, 1915 yılında Harutün Cangülyan ve Hamparsum Boyacıyan gibi öldürülecek olan Aram Açıkbaşyan da vardı.

Patrik, Yıldız Sarayı’na yapılan yürüyüşe katılmaya zorlandı. Gösterinin ve saraya yapılan yürüyüşün amacı, padişaha Ermenilerin yoğun yaşadığı illerde gerekli reformları yapması ve Ermenileri Kürt ve Çerkes gruplara karşı güvence altına alan Berlin Antlaşması’nın 61’inci maddesini bir an önce uygulamaya alması için çağrı yapmaktı. Katılımcılar Kumkapı’da Patrikhane önünde toplanmaya başlarken zabitler kalabalığın etrafını kuşattı. Çıkan çatışmada pek çok zabit ve gösterici yaşamını yitirdi. Bunun dışında Sason İsyanları, Van İsyanları, Trabzon İsyanı gibi ayaklanmalar olsa da bu örgütlerin en etkili olduğu hareketler Osmanlı Bankası baskını ve II.Abdülhamid’e suikast girişimi olarak bilinen Yıldız suikastıdır. Amacı, Avrupa ülkelerinin ve özellikle Rusya’nın dikkatini çekerek Osmanlı Devleti’ne karşı müdahale etmelerine yol açmak olan Osmanlı Bankası baskını Karekin Pastırmacıyan tarafından tertiplenmişti. 26 Ağustos 1896 günü saat 13:00’de Papken Siuni’nin liderliği altında 26 Ermeni el bombası, dinamit ve tabancalarla birlikte bankaya saldırdı. Güvenlik güçleriyle çatışmaya giren eylemcilerin dokuzu öldürüldüğünde baskının başına Ermeniler tarafından Armen Karo olarak bilinen Pastırmacıyan bizzat geçti. İşgal İstanbul’da Ermeniler ve Müslümanlar arasında çatışmalara yol açtı. Bankanın müdürü olan Sir Edgar Vincent işgalin başlangıcında banka binasından kaçarak Rus Elçiliğinden işgalcilerle arabuluculuk yapmasını istedi. Rus Elçiliğinden gönderilen Ermeni asıllı tercüman Maksimov, işgalciler ve Yıldız Sarayı arasında bir anlaşma sağladı. Bu anlaşmaya göre işgale son vermeleri karşılığında işgalcilere ülkeyi serbestçe terk etmeleri güvencesi verildi. Pastırmacıyan Karekin Efendi, daha sonra 1908 yılında tekrar İstanbul’a geri dönerek 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Erzurum’u temsil etmiş, 1915 yılında Van İsyanına katılmış, 1918 yılında ise Ermenistan’ın ABD elçiliğini yapmıştır.

Yıldız Suikasti adıyla tarihe geçen meşhur eylem ise 21 Temmuz 1905 günü Taşnakçılar tarafından Hamidiye Camii önünde bombalı olarak gerçekleştirilmiştir. II.Abdülhamid’i öldürmek amacıyla bir atlı arabaya 120 kg miktarında patlayıcı yerleştirilmiş, eylem sonrası gerçekleştirilen soruşturma sonunda, suikast girişiminin başındaki isim Belçikalı Edward Joris olarak tespit edilmiştir. Patlama sonucu civardaki halk arasında 26 kişi öldü ve 58 kişi yaralandı. Servet-i Fünûn döneminin önder şahsiyeti Tevfik Fikret, suikast sonucunda yara bile almadan kurtulan Sultan Abdülhamid’e olan nefreti sebebiyle “Bir Anlık Duraklama” manasında gelen “Bir Lâhza-i Ta’ahhur” adlı şiirini kaleme almıştır.

Ermenilerin kuruculuğunu yaptığı bu iki örgüt dışında “devrimci” veya “sosyalist” nitelik taşıyan gruplardan birisi de Bulgar komitacılar tarafından 1893 yılında kurulan İç Makedon Devrimci Örgütü’dür. 1893’te kurulan örgütün ilk hedeflerinden biri Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya ve Edirne bölgelerinde özerklik kazanmak iken, daha sonra Balkan siyasetinde Bulgarların çıkarlarını gözeten bir yapıya dönüştü. 1896 yılında Osmanlılara karşı gerilla taktikleri kullanan örgüt, devlet içinde devlet kurarak vergi toplamayı başardı. Bu hadiseler ve bölgedeki faaliyetler neticesinde örgütün en büyük eylemi İlinden İsyanı’nı çıkarmış olmasıdır. 3 Ağustos 1903 tarihinde isyancılar Manastır Vilayeti’ne bağlı Kruşevo kasabasını ele geçirdiler ve devrimci bir hükûmet kurdular. Hükûmet modern dönemde Balkanlar’da kurulan ilk cumhuriyetlerden biriydi. Cumhuriyet 3-10 Ağustos tarihleri arasında yalnızca 10 gün boyunca varlığını sürdürmüş olup Osmanlı’nın müdahalesiyle son bulmuştur. Aynı tarihlerde Tırnovacık ve civarında kurulan Istranca Komünü de kısa sürede Osmanlı birlikleri tarafından dağıtıldı. Örgütün en önemli isimlerinden ve yukarıda zikrettiğimiz isyanlarda birinci derece sorumlu olan Dame Gruev 1906 yılında Rusinovo köyünde, Nikola Karaev ise 1905 yılında Rayçani köyünde Türk askerleri tarafından etkisiz hale getirildi. Oldukça kısa süreli bir tecrübe olmasına rağmen özellikle Kruşevo Cumhuriyeti günümüzdeki Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin selefi olarak görülmektedir. Ancak hem Ermeniler hem de Makedonlar (Bulgarlar) tarafından kurulan bu gibi örgütlerin hadiselere ve politik meselelere etnikçi gözle bakmaları, işçi sınıfı üzerindeki etkilerinin zayıf kalmasına sebep olacaktır.

Diğer taraftan Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Avrupa’daki gibi bir işçi sınıfının olmadığı da aşikardır. Kurulan örgüt ve derneklerin etnik kimlikler üzerinden siyaset yapmalarının anlaşılır bir tarafı da dolayısıyla budur. Sanayi devriminin yaşandığı ülkelerde, köy nüfusun alt üst oluşuyla hız kazanan şehirleşme bir işçi sınıfının doğuşuna ve toplumun yeni temeller üzerine yeniden yapılanmasına yol açmıştır. Sanayi devrimi, ürettiği malların pazar alanı olarak kullandığı sanayileşmemiş ülkelerin kırsal yapısında da benzer çözülmeyi beraberinde getirmiştir. Avrupa sanayisinin ihtiyacı olan hammaddeleri sağlayan büyük tarım alanlarının yaratılması, para ekonomisi, mahalli üretimin yok olması, bu ülkelerde kırlardan şehirlere kitleler halinde büyük göçlere neden olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu gibi sanayileşememiş ülkelerin evrimindeki bu aşamada işçi sınıfı da ancak köksüz, gelenekleri yerleşmemiş, rastgele bir proletarya olabilmiştir.[1]

Lütfü Erişçi’nin “Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi -Özet Olarak-” adlı eserinde Osmanlı İmparatorluğu’nda 1871 yılında İstanbul’da kurulan Ameleperver Cemiyeti ilk işçi örgütü olarak kabul edilmiştir. Ancak örgüt için en makul niteleme, “başta Rumlar olmak üzere, Osmanlı üst tabakasında yer alan bazı kişilerin hayırseverlik duygularını tatmin etmek amacıyla oluşturdukları bir örgütlenme” olabilir. Çünkü cemiyetin temel amacı “cins ve mezhep ve millet” farkı gözetmeksizin, işe muhtaç olanlara yeteneklerine göre iş sağlamaktı. Ayrıca, zanaatkarlara araç gereç sağlamak, fukara çocuklarının zanaat öğrenmesine aracılık etmek, zaman içinde bu alanda eğitim veren kurumlar açmak, doğru yoldan ayrılanları çalışmaya yönelterek ıslah etmek gibi amaçlara da sahip olan cemiyetin, bu yöndeki çalışmaları dönemin basınından izlenebilmektedir. Kurucuları arasında bulunan isimlerin çoğunluğunun işçi olmaması, hatta burjuva denilebilecek nitelikler taşıdıkları ve büyük bir bölümünün mason localarına kayıtlı olmaları da bu teşekkülün tam manasıyla “proleter” ya da “sendikal” bir örgüt olmadığını ortaya koymaktadır. Ancak bu cemiyet, Ocak 1872’de başarı ile sonuçlanan tersane işçileri grevinde rol almış, işçilerin ödenmeyen ücretlerinin ödenmesi için müracaatlarda bulunmuş, işçilerin taleplerinin gerçekleşmesinde öncülük yaparak önemli kazanımlar sağlamıştır.[2] Cemiyetin buna benzer bazı küçük ama başarılı eylemlerde işçiler lehine kararlar alınmasında etkili olması işverenleri ciddi bir şekilde rahatsız etmiş ve 1845 tarihli Polis Nizamnâmesi’nin 12. maddesine dayanarak grevci işçilerin ihtilâle neden olmalarını önlemek amacıyla çok geçmeden kapatılmıştır.[3]

19. yy’da, hala İslam dünyasının merkezi olması hasebiyle Osmanlı Türkiye’si, diğer Batılı fikir akımlarında olduğu gibi sosyalizm adına da sonraki süreci belirleyen tartışmalara sahne olmuştur. Tespitlere göre Osmanlı Türkçesinde “sosyalizm” ve “komünizm” kavramlarının ilk defa kullanılışı İstanbul’da Cerîde-i Havâdis (1840-1864) gazetesini çıkaran İngiliz vatandaşı William Churchill (ö. 1864) tarafından olmuştur.[4]

Osmanlı Devleti’nde sosyalizm üzerine dikkate değer tartışmaların yapılmaya başlandığı dönem ise bütün Avrupa’yı yakından ilgilendiren Paris Komünü olayıdır. 18 Mart 1871’de Fransa-Prusya Savaşında Fransa’nın savaşı kaybetmesiyle Paris halkının yönetime el koyması dönemin burjuva sınıfını fazlasıyla tedirgin etmiştir.[5]

Takvim-i Vekayi, Paris Komünü olaylarına oldukça fazla yer verirken sosyalistleri “fesat grubu” diye niteleyerek tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur.[6]

Sadrazam Ali Paşa, Şemsettin Sami, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Mithat Efendi gibi devrin önemli devlet ve edebiyat adamları tarafından da hoş karşılanmayan bu sosyalist hareketleri destekleyen en önemli isimlerin başında Namık Kemal gelmektedir. Dönemin yayın organlarından İbret Gazetesi, Komün üzerine tartışmaların yapıldığı bir sayısında Batı’daki kapitalist-işçi savaşına değinilerek grevler haklı gösterilmiş ve Enternasyonal tanıtılmaya çalışılmıştır. İbret Gazetesinin başyazarı olan Namık Kemal, Komün’den söz etmiş ve düşüncelerinde çoğunlukla Komün’ü savunmuştur. Komüncülerin davalarında haklı olduklarını, iddia edildiği gibi yakıp yıkmak yerine toplumu onarmak uğruna canlarını feda eden savaşçılar olduğunu savunmuştur.[7]

Sosyalizm ve komünizm kavramlarını iki ayrı düşünüş tarzı olarak gören Şemsettin Sami ise Tercümân-ı Şark’ta komünizm ile sosyalizm arasında ayrıma giderek Alman Sosyalist İşçi Partisi’nin programı olan “Gotha Programı’nın Şeriat-ı Ahmediye’ye uygun olduğunu” yazacaktır.

En nihayetinde, Osmanlı coğrafyasına Avrupa’dan gelmeye başlayan sosyalist ve komünist kavramları, bu ideolojilerin temel kaynaklarından ziyade Avrupa burjuvazisinin kara propaganda araçları vasıtasıyla Osmanlı aydınının eline ulaştığından ve halk içinde bilinçli bir işçi sınıfı, devlet ekonomisinde de ağır sanayi kolları olmamasından dolayı kısık birer ses veya bu topraklardaki sosyalist örgütlerin ve faaliyetlerin ilk ve sönük birer kıvılcımı olarak ortaya çıkmıştır. Yazı dizimizin devamında Osmanlı tarihinde II.Meşrutiyet ile yasal bir parti mertebesine yükselecek olan “İştirakçıları” ve sonraki yıllarla, Millî Mücadele döneminde zuhur edecek olan sosyalist görüşleri aktarmaya çalışacağız.

Devamı haftaya…


[1] S. Yerasimos, Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye Kitap:2 Tanzimat’tan I.Dünya Savaşına, s. 30-31

[2] Aclan Sayılgan, Türkiye’de Sol Hareketler, (5. Baskı), Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2009, s. 1-2.

[3] Orhan Yeniaras, Atatürk’ün Kurdurduğu Türkiye Komünist Partisi ve Kurtuluş Savaşı’nda Sol Hareketler, Alter Yayıncılık, Ankara, 2. Baskı, 2012, s.16.

[4] Kerim Sadi, (1994), Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 14.

[5] Arş. Gör. Özkan Aydar, Osmanlı Devleti’nde İlk Sosyalizm Tartışmaları ve İlk Sosyalist Örgütlenmeler, “First Socialism Discussions And First Socialist Organizations In The Ottoman Empire” adıyla, V. European Conference on Social and Behavioral Sciences, St Petersburg, Russia – September 11-14, 2014

[6] Takvim-i Vekayi, 25 Mart 1872, S. 1468, s.2

[7] K. Sadi, Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı, s.91.

yasin izgi Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne Solun Tarihi – I
Yasin İzgi
27 Nisan 1993 yılında Samsun/Ladik'te doğdum. İlkokul ve ortaöğretimimi babamın mesleği dolayısıyla İstanbul, Ardahan, Trabzon gibi şehirlerde bitirdim. Lisans eğitimimi Karadeniz Teknik Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde "Samsun/Ladik Yöresi Halk İnanışları ve Folklorü" adlı bitirme tezi ile tamamladım. Meslek hayatıma özel eğitim kurumlarında Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak başladım. Yüksek tahsilimi Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalı Radyo-Televizyon alanında sürdürmekte iken bu bölümü yarıda bırakıp Yıldız Teknik Üniversitesi Yabancılara Türkçe Eğitimi Yüksek Lisans programına kayıt yaptırdım. Bununla birlikte İstanbul İşletme Enstitüsü'nden aldığım İçerik Editörlüğü ve Fatih Bilişim Okulu'ndan aldığım Sosyal Medya Uzmanlığı sertifikaları ile Aykırı adlı internet gazetesinde haber editörü olarak medya alanında mesleki kariyerime devam ettim. Halen Doğu Kütüphanesi Yayınlarında editör, Final Okullarında Edebiyat Öğretmeni ve Yeni Tanin adlı e-dergide Genel Yayın Yönetmenliği görevlerimi sürdürmekteyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz