Post-Fordist Dönemde Esnek Üretim Biçimi ve Mekânsal Örüntüler

FORDİST EKONOMİNİN KRİZE GİRMESİNİN ARDINDAN POST-FORDİST DÖNEMDE ESNEK ÜRETİM BİÇİMİNİN OLUŞMA SÜRECİ VE MEKÂNSAL ÖRÜNTÜLER

Fordist üretim, Henry Ford’un hareketli bir montaj hattında işçileri günde 8 saat çalıştırarak otomobil üretmesi ile başlayan bir dönemi ve sonrasını kapsamaktadır. Başlangıç olarak 1914 yılı olarak görülen bu Fordist sistem, “ayrıntılı iş bölümü esasına göre örgütlenmiş, her işçinin dar anlamda tanımlanmış, rutin bir işi sürekli olarak yaptığı bir işleyiş ile verimlilik artışı” (Yentürk, 1993, s. 43) sağlayan bir sistemdir; hareketli bir montaj hattı üzerinde belirli ürünler için özel makinelerle üretimi kapsamaktadır. Fordist sistemde rekabetin asıl amacı aynı maldan seri üretim ile fazlaca üretmektir. Bununla birlikte, işçinin makine ile sabit bir ilişki kurmasına dayanan ve işçinin vasıfsız olma durumunun önemsiz olduğu bir sistemdir. Asıl amaç pazara fazla ürün üretebilmek ve satmaktır. [1]

19. yüzyıldan itibaren nüfus artışları ile sanayi kentleri de kurulmaya başladı. Fordist yönetimin kalbi olan coğrafyaların oluştuğu ve imalat sanayilerinin de belli şehirlerde toplanmaya başlandığı görüldü. “Henry Ford’un adıyla anılan bu dönemde, katı hiyerarşik ve bürokratik yapı ile esnek olmayan üretim süreci yaşanmıştır. 1970’lerden itibaren teknolojinin gelişmesi, özellikle yeni enformasyon teknolojilerinin etkili olması neticesinde devletin etkisi giderek azalmaya başlamıştır.” (Ateş & Çöpoğlu, 2015, s. 100).  1970 krizinin yaşanması ile fordist yönetimin birikimleri artık taşınamaz hale gelmeye başladı. Aynı zamanda Post-Fordist bir döneme geçişin başlangıcıydı, bu dönem. Küreselleşme ile dalgalı kurların varlığı, serbest ticaret ve piyasanın genişlemesiyle, geleneksel fabrikaların da kapandığı bir döneme girildi. Ağır sanayi imalat üretimlerinin de giderek yok olduğu ve bu fabrikaların yer seçimlerini farklı noktalara -çepere doğru- kaydırdığı görüldü. Küreselleşme bağlamında ulaşım ve iletişimin de giderek yaygınlaşması ile çok uluslu şirketler doğmaya başladı ve bu şirketlerin de dünya üzerinde yerleşimlerinin farklılaştığı bir döneme girilmiş oldu.

“Roger and Me” belgeselinde bu dönem anlatılmaktadır: Michael Moore’un yaptığı belgeselde, General Motors’un Flint şehrinde başlayan hikâyesinin devamında fordist birikimlerin giderek zayıfladığı ve krize girdiği dönem anlatılmaktadır. Belgesel General Motors’un sahibi Roger Smith’in bu krizin oluşmasının ardından ABD’nin bir bölgesi olan Flint’te fabrikalarını kapatması ve bununla birlikte kitlesel işçi çıkarılması sonucunda bölgedeki popülasyonun çok hızlı bir şekilde anksiyete haline girdiği ve eğilimin bambaşka bir hale dönüştüğünü göstermektedir. İşsiz kalan kişilerin bir yandan eylem yaptığı öte taraftan bu ruh bunalımını ortadan kaldırmak için devletin rol aldığı bir sistemi görmekteyiz: Meydanda halka yönelik bir geçit düzenlenmesi ve bu geçitte bando takımının, Michigan güzelinin, renkli gösterilerin olması. Tüm bunlara rağmen insanların borçlanması ve iş çeşitliliğinin olmamasından dolayı yeni iş kollarının üretilmemesi ve işsizliğin devam etmesi sebebiyle evlere gelen hacizlerin arttığı; bununla birlikte iş aramak için insanların göç etmek zorunda kaldığı, bir kısmının da kent merkezlerinde hizmet sektöründe ve gardiyan olarak önceki işlerinden kazandığının neredeyse yarısı kadarını kazandığı bir döneme girildiğini görmekteyiz. 

İşte fordist ekonomik üretim biçiminin çökmesi ile sanayisizleşmeye doğru hızlı bir geçiş söz konusu olmaktadır. Bu yeni düzen post-fordist olarak nitelendirilmektedir. Bununla birlikte hizmet sektörüne ve esnek üretime doğru bir geçiş olmuştur. Hizmetler sektöründe yapılanmaya gidilmesi ile Manchester’da Napoli’de ve bunun gibi sanayi şehirlerindeki binlerce insanın işsiz kalması ve bu işsizliğin büyük bir probleme dönüşmesinin önüne geçilmesi amacıyla hizmetler sektörü gelişmeye başladı. Ancak bu yeni iş sahası istihdamın tamamını karşılayacak ölçüde olamayacaktır. 

Sanayileşme uzun bir dönemi kapsayarak gelişmesine karşın sanayisizleşme ise oldukça hızlı ve dönüşümü yüksek bir şekilde gelişmiştir. Sanayisizleşme olgusu kentlere (sanayi ile donatılmış) fordist üretim biçiminin krize girmesinden sonra oldukça dramatik sonuçlara sebep olduğunu görmekteyiz. Tek bir iş koluna sahip olan kentlerde, belgeseldeki Flint bölgesinde de görüldüğü gibi o iş kolunun bölgeyi terk etmesiyle birlikte -ki buna sanayisizleşme sebep olmakta- ciddi sorunlar oluşmaktadır. Ancak bunun tersi olarak sanayisizleşme süreci işlemesine rağmen şehirde iş kolları farklılaşmış olanların ise bu durumu diğerlerinin aksine avantajla sonuçlandırdığını görebilmekteyiz: İngiltere’nin kuzeyinde yer alan Edinburgh bunun örneğidir. Nihai olarak, iş kollarının farklı ve çeşitli olması ve bununla da birlikte yüksek beceri gerektiren işleri de yapabilen nüfusu barındıran kentler bu süreçten başarılı ve avantajlı olarak çıkmıştır.

Burada önemli hale gelen diğer bir kısım ise kuzey ve güney ülkelerinin anakronik bir şekilde ilerlemiş olması: Kuzey sanayisizleşmeyi yaşarken güneyde ise tersi bir durum olarak sanayileşme süreci görülmektedir. Bu iki durum da ülkeler için sorun haline gelmeye başlayacaktır. Kuzey için bu sanayisizleşme ile işlevsiz hale gelen sanayi bölgelerinin yeniden üretilmesi amaçlanacaktır. Kuzey için sanayisizleşme kentsel dönüşümü etkileyen bir dinamik unsur haline gelmiş ve bölgenin yeniden yapılandırılmasını/dönüşümünü etkileyecek bir sonuca ulaşmıştır. Güneyde ise imalat sanayisinin varlığı oluşarak, devam etmiş, kuzey ülkeleri de bu duruma ucuz bir işgücü olarak yaklaşmıştır. Zara, Mango, Gucci gibi çok uluslu şirketlerin, ana kumanda merkezlerinin cazip kuzey kentlerinde yer alması ve üretim yerlerinin ise ucuz iş gücü olarak görülen güney ülkelerinde -imalat sanayinin ve ucuz iş gücünün olduğu bölgelerde- olması durumu buna bir örnektir.  Bir başka örnek ise sanayideki istihdam oranını artırarak rekabet içine giren ve sanayileşen Çin’dir: Çin’de sanayide istihdam oranı 2011’de yüzde 29,5’tir (Benli & Topkaya, 2013, s. 226). Bu durum 1980’lerde ise yüzde 18 civarında idi. 

Sanayisizleşme ve Fordist üretimin de geri çekilmesiyle beraber esnek üretimin ortaya çıktığını görmekteyiz:

1973-75 bunalımından sonra, kapitalist ekonomiler, düşük büyüme oranları (1973’ten 1988’e kadar yaklaşık olarak yılda yüzde 2.2), yüksek işsizlik ve enflasyon ve ABD’nin egemenliğinin kırılmasıyla belirlenmiş zor bir yeniden ayarlanmalar ve yeniden yapılanmalar dönemine girdi. Kârlar üzerindeki bu baskılara tepki olarak, şirketler yoğun bir teknolojik değişme (bilgisayarlaşma ve telekomünikasyon), üretim tekniklerinin yeniden organize edilmesi (“just-in-time” (stoksuz üretim) sistemlerinin geliştirilmesi gibi), finansal yeniden yapılanma, ürün buluşu ve kültür ve imge üretimine kitlesel yayılmayı içeren bir uyum sürecine girdi. Bu şirketler, kapitalist girişimin yeni hedefi olan üretim sistemlerinde esnekliği ve güdümlenmiş pazarlamayı önemsediler (Harvey, 1993, s. 84).

Harvey’in de belirttiği üzere sanayisizleşme sonrasında teknoloji ve buna bağımlı olarak gelişen yeni sistemin adı esnek üretimdir. Bu üretim biçiminde imalat sektörünün yarattığı istihdam sorununu kısmi çözebilecek bir başka sanayi sektörü ortaya çıkmaktadır. Ancak öncesinde de belirttiğim üzere bu istihdam kısmi olmuştur, kitlesel işten çıkarmaların karşısında esnek üretim modelinde yeni istihdam ve işkolu üretimi nötrlemeyecek ölçüdedir. Bu yeni sektörlerde insan faktörü minimize edilmiş ve makineleşmeye çok daha önem verilmiştir. Bununla beraber çok uluslu olan şirketlerin ve birçok şirketin idari ve çeşitli işlerinde personel çalıştırmak yerine, dışarıdan profesyonel danışmanlık, destek ve çözüm üretimi alacağı, taşeronlaşmanın olduğu bir yeni döneme girilmeye başlanmıştır. 

Bu esnek üretim aynı zamanda mekânda bölünmelere sebep olmakta ve çok uluslu şirketlerin doğumunun da bu şekilde olduğu görülmektedir: Üretim merkezleri ile kumanda/yönetim merkezlerinin farklı bölge/şehir/ülkelerde olması buna örnektir. Bununla da birlikte mekânda bölünmeler bağlamında diğer söylenebilecek unsur, yönetim yerinin şehir merkezinde olmasına karşın daha düşük maliyetli olması açısından üretim merkezinin çeperde olduğu kent bölgeleredönüşmesidir. Silikon Vadisi, M4 koridoru mekânsal bölünmeye örnek verilebilecek bölgelerdendir.

Sonuç olarak esnek üretim biçimi ile firmalar da mekân seçimlerinde yere bağımlı olmaktan kurtuldu ve yönetim/kumanda merkezlerini iletişim ve ulaşımın etkin olduğu cazibe merkezleri/şehirlerine kurarken üretim merkezlerini ise karlarını artırabilecekleri daha ucuz üretimin yapılabileceği güney şehirlerini ya da daha ucuz kent çeperlerini tercih etti. 1980 sonrasında oluşan kentlerin rekabet olgusu işte bu çok uluslu şirketleri bünyelerine katabilmek için birtakım mücadelelere girmesini doğurdu. Türkiye özelinde bakacak olursak, şehir olarak değil ancak ülke olarak bir girişim olduğunu söyleyebiliriz. Marka kentlerin oluşması, iletişim, ulaşım ve ağ teknolojisinin kullanılması bu noktada önem arz etmektedir. Türkiye bazında, katma değer işleri örnek verirken Amerika için ise bilişim, yazılım alanında rekabet etmekten bahsedebiliriz. Bunlara ek olarak Almanya makine, otomotiv; Çin ise ucuz iş gücü ile rekabete katılmaktadır. Rekabet üstünlüğünü kurarak çok uluslu şirketlere ev sahipliği yapmak ve bununla birlikte şehri/ülkeyi cazip hale getirmek istenmektedir.

KAYNAKÇA

Ateş, H., & Çöpoğlu, M. (2015). Kamu Yönetimi Ve Çalışma Hayatında Esneklik. Bilgi Ekonomisi ve Yönetimi Dergisi, 97-113.

Benli, A., & Topkaya, Ö. (2013). Küresel Ekonomik Sorunların Çin İşgücü Piyasasına Etkileri: 2008 Sonrası Dönemde Çalışma İlişkileri Ve Mevzuatta Meydana Gelen Değişimler. Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries), 8(1), 215-243.

Harvey, D. (1993). Esneklik: Tehdit mi yoksa fırsat mı? Toplum ve Bilim(56 – Bahar), 83-92.

Yentürk, N. (1993). Post-Fordist gelişmeler ve dünya iktisadî işbölümünün geleceği. Toplum ve Bilim(56 – Bahar), 42-58.


[1] Kaynak gösterilmeyen diğer kısımlar Doç. Dr. Betül Duman’ın 2018 yılı güz döneminde verdiği Kentsel Dönüşüm: Yaklaşımları, Temalar ve Güncel Sorunlarisimli dersin yayımlanmamış notlarından derlenerek yazılmıştır.

muhammetakkaya Post-Fordist Dönemde Esnek Üretim Biçimi ve Mekânsal Örüntüler
Muhammet Akkaya
1 Haziran 1994 İstanbul doğumlu olan Akkaya, aslen Malatyalıdır. İlk ve orta okul ile lise öğrenimini İstanbul’da tamamlamıştır. Lisans eğitimine Sakarya’da Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümüne devam ederken Çift Anadal Programı (ÇAP) kapsamında Sosyal Hizmet bölümünü kazanarak her iki bölümü de aynı yılda bitirmiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Kent Çalışmaları programında yüksek lisansına devam etmektedir. Kent, kentleşme, yaşlılık konuları üzerine çalışmakta ve yüksek lisans tezini de yaşlılık ve kent üzerine yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz