Ermeni Meselesi Hakkında Kısa Bir Değerlendirme

Devletler, içinde bulundukları şartları ve mevcut durumları değerlendirerek karar almak zorundadırlar. Bu şekilde hareket edildiği takdirde; karışıklık ortamının doğması ve ağır bedeller ödenmesi gibi feci sonuçlardan sıyrılmak mümkündür. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu, tarihî geçmişi olan Ermeni meselesinde bu feraseti göstermiştir. 

XIX. yüzyılın sonlarından itibaren gittikçe şiddetlenen Ermeni terörü, I. Dünya Savaşı yıllarında da etkisini sürdürdü. İngiltere başta olmak üzere diğer Avrupalı devletler, kendi menfaatleri gereği Ermenileri kullanmaya çalıştılar. Böylesine vahim bir duruma yakından şehâdet eden Osmanlı idarecileri, Ermenilerle savaşılmaması ve kendi askerî gücüyle kendi tebaasının kırılmaması yönünde politika belirlediler. Belirlenen bu politika göz önüne alındığında en makûl çözüm; Ermenilerin, ülke sınırları içerisinde güvenli bölgelere kaydırılması idi. 27 Mayıs 1915 tarihinde alınan tehcir kararıyla, Ermenilerin güvenli bölgelere sevk edileceği resmî olarak ilân edildi. Böylece, günümüze kadar süregelen bir mevzuun temeli atılmış oldu.

Osmanlı İmparatorluğu, tehcir kararını almak sûretiyle kendi savunma refleksini hayata geçirdi. Nitekim 17 Mayıs’ta, Van’da katliam yapan Ermeni komiteciler, şehri Ruslara teslim ettiler. Bunu takiben, devlet sınırları içerisindeki diğer şehirlerde de, isyan ve sair teşebbüslerde bulundular. Sâdece tehcir kararından hemen önceki bu kısım bile göz önüne alındığında; devleti savaş hâlindeyken, devletine ve yakın ilişkiler kurdukları insanlara karşı sergiledikleri bu tutum, tehcirin haklılığını ortaya koymaktadır. Fakat bu gibi olayları çift taraflı değerlendirmek gerekmektedir. Bu bağlamda, Ermenilerin girişimleri ve Avrupalı devletlerin -hatta o dönem müttefik olduklarımızın- bağlantıları irdelenmelidir. Özellikle İngiltere tarafından desteklenen Ermeniler, manevî duygularına kulak vermek sûretiyle İngiliz politikasına esir oldular. Akabinde, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde de Rusya ile yakınlaştılar ve Rusların politikalarına hizmet ettiler. I. Dünya Savaşı sırasında da, kendi devletleri olan Osmanlı’ya sırt çevirdiler ve isyan ettiler. Hatta asırlarca bünyesinde barındıkları devlete karşı, Fransız ordusunda jandarma görevini ifa etmeye tâlip oldular. Savaş sırasında müttefikimiz olan Almanya da, -tıpkı Irak Cephesi’nde ve Çanakkale Cephesi’nde olduğu gibi- kendi menfaati doğrultusunda hareket etti. Bu nedenle, Ruslara yardım eden Ermenilerin göçe tâbi tutulmaları hususunda Osmanlı hükûmetine destek verdiler. Tabiî daha sonraki süreçte, bu meseleden sıyrılmak için bir hayli çaba sarf edeceklerdir.

Ermeni meselesi, diğer milliyetçilik hareketlerine nazaran daha fazla gündeme gelmiş bir tarihî mevzudur. Fakat işin garip tarafı, bu mevzuda herkesin payı bulunmaktadır. Bu meseleyi Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da gündeme getirenler ve Türkleri suçlu görenler, asıl suçu kendilerinde aramalıdırlar. Zira kendi menfi emelleri doğrultusunda milletlerin saf ve temiz hislerine leke bulaştıranlarla, Ermeni meselesinin temellerini atanlar aynı kişi ve kliklerdir. Göz ardı edilen bu husus; yapay hüviyetteki Ermeni meselesinin tam olarak anlaşılamamasına ve dolayısıyla da, Türk-Ermeni ilişkilerinin olumsuz yönde seyretmesine neden olmaktadır.

XIX. asrın ikinci yarısından beri, bünyesinde barındıkları devlete karşı terör ve anarşi çıkaran Ermeniler, bu faaliyetlerinden vazgeçmediler. Sultan II. Abdülhamid’e karşı suikast girişimi düzenleyecek kadar azgınlaşan Ermeni terörü, sonraki süreçte, pek çok Osmanlı vatanseverini şehîd edecektir. Ancak hayatını kaybeden insanlar Müslüman-Türk oldukları için burada herhangi bir sorun yoktur(!). Çünkü “Türkler, asırlarca beraber yaşadıkları ve “millet-i sâdıka” dedikleri Ermenilere soykırım(!) yapmışlardır. Bu yüzden Ermeniler, bu faaliyetlerde son derece haklıdırlar” benzerindeki kirli düşünceler, Avrupa-ABD kamuoyu tarafından gündemden düşürülmemektedir. Uzun yıllardan beri bu algı ile beslenen Ermeniler, 1915’te yaşanan hâdiselerin intikamını meşru gördüler ve dünyanın pek çok yerinde Türk karşıtı eylemlere başladılar. Başlangıçta küçük çaplı birimlerin düzenlediği eylemler, ASALA(Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia)’nın kurulmasıyla birlikte daha vahşî bir hâle büründü(1973). Terör örgütünün asıl gâyesi; Türkiye Cumhuriyeti’ne soykırımı(!) itiraf ettirmek sûretiyle dünya kamuoyunda Türk düşmanlığı yaratmak ve akabinde Türkiye’ye çeşitli yaptırımlar uygulatmaktı. Nitekim bu emellerin gerçekleşmesi için çalışan örgüt, gayriinsanî tutum sergilemekten geri durmayacaktı.

1970’li yıllardan 1980’li yılların sonlarına kadar kanlı eylemler yapan Ermeni terör örgütü ASALA, pek çok masum insanı ve Türk diplomatını şehîd etmiştir. Ayrıca, hayatta kalan konsoloslar ve aileleri; yurtdışındaki Türkler ve Türkiye’de yaşayan önemli isimler de, bu örgütün tehdidi altındaydılar. Türklere ve Türkiye’ye verilen bu zararlar “geçmişin intikamı” olarak değerlendirilirken; 1983’te, Paris’teki Orly Havaalanı’nda gerçekleştirilen patlama, dünyayı ayağa kaldırdı. Havaalanında hayatını kaybeden insanlar, tıpkı daha önce terör kurbanı olan vatandaşlarımız gibi masumdular. Bu sebeple, Avrupalı insanların olaya karşı bakışı değişmiş ve “Ermeni = terörist” algısı oluşmaya başlamıştır. Her ne kadar Avrupa hükûmetleri bu hususta kesin bir tavır almamışlarsa da, insanların zihninde canlanan bu algı, gâyet önemli bir değişimin habercisi olacaktı. 

Örgüt, insanların olaya bakış açısındaki değişim nedeniyle hızlıca güç kaybediyordu. 1987 yılına gelindiğinde; ASALA’nın çöküşü istikâmetine giden bu süreç,  aynı zamanda Ermeni meselesi hakkında önemli bir merhaleyi de beraberinde getirecekti. Zira Avrupalı devletler, 1915’te yaşananları “soykırım” bağlamında ele almaya ve Ermenilerin haklarını parlamento vâsıtasıyla gündeme getirmeye başlamışlardır. Böylece istediklerini elde etmeye başlayan Ermeniler, silahlı mücadeleyi bırakacaklar ve bu sâyede boş kalan yeri “diplomatik temsil” erkiyle dolduracaklardır. Özellikle Soğuk Savaş yıllarının en güçlü devleti ve NATO’nun lideri konumunda olan ABD’nin, her yıl Ermeni meselesi üzerinden propaganda yapması, Ermenilerin iştahlarını kabartmıştır. Nitekim Ermeni meselesi, geçtiğimiz yıl (2021), ABD Senatosu tarafından tekrar gündeme getirildi. Fakat yüz yılı deviren bu konuda hâlâ bir karara varılamadı. Peki, yaşanan gelişmelerde kim suçlu? Bu soruya dürüstçe cevap verildiği gün, “Ermeni Meselesi” adında bir sorun kalmayacaktır.

Samet Yıldız
2000 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Babamın memuriyeti hasebiyle bazı illerde bulundum. Gurbet yıllarının nihâyetinde, memleketim İzmir’e yerleştim(2008). İlk ve ortaöğrenimimi İzmir’de tamamladım. 2018 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne; 2019 yılında da Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji Bölümü’ne başladım. Küçük yaşlarda başlayan okuma tutkum, yazma ihtiyacımı da beraberinde getirdi. Bu sayede başlayan yazarlık serüvenim, her geçen gün katlanarak devam etmektedir. Hâlen üniversite öğrenimime ve yabancı dil eğitimlerime devam etmekteyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz