Osmanlı Dönemi Risâle/Lâyiha Geleneği İçerisinde Keçecizade İzzet Molla’nın “Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Lâhiya” Adlı Eserinin Yeri

“Çıkardım derûndan gâm-ı gurbeti 

Dedim Hak müebbet ede devleti”

Keçecizade İzzet Molla

            Giriş

Türk tarihinde, devlet yönetimine dair tavsiyeler niteliğindeki ulema ve bürokrat sınıfı tarafından kaleme alınan risaleler sayıca oldukça fazladır. Türk devlet geleneği içerisinde bu risâleler büyük bir önem arz etmektedir. Bu gelenek Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar kendini göstermiştir. Fakat 18. yüzyılda ıslahatlar çerçevesinde kaleme alınan risaleler ise Arapça’da “düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi” manasına gelen “lâyiha” adı ile anılmaya başlamıştır.[1] Bu küçük çalışmada III. Selim ve II. Mahmut döneminde gerçekleştirilen ıslahatların zihni alt yapısını oluşturan 1790-1830 yılları arasında kaleme alınmış lâyihalar/risâleler arasında Keçecizade İzzet Molla’nın fikirlerinin hangi entelektüel zemin üzerine oturduğu ve öngördüğü fikirlerin II. Mahmut ıslahatlarında nasıl bir yansıma bulduğuna dair açıklamalar getirmektir. Nitekim açıklamalarda bulunurken Keçecizade İzzet Molla’nın fikirlerini doğru bir tarihsel zemine oturtabilmek adına, layiha hazırlama sürecinin temelini oluşturan 1768-1774 ve 1787-1792 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşları süreci, III. Selim’in Nizam-ı Cedîd hareketi, II. Mahmut dönemi siyasi ve ıslahat politikalarına temas edilecektir. II. Mahmut’un isteği üzerine Haremeyn müfettişi Keçecizade İzzet Molla’nın kaleme aldığı Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Lâyiha adlı eseri, Nizâm-ı Cedîd hareketinin sebep ve sonuçlarına bağlı olarak imparatorluğun ahvalini izah eden ve birtakım çareler sunan “iç ses” olması bakımından mütalaa edilmeye değerdir.

2.a. Yeni Bir Düzen Söyleminde Lâyihalar

Fransız subaylardan Jaucherauz de Saint-Denys, 19. yüzyıl Osmanlısını anlatırken III. Selim’in ıslahat projelerini, kadim düzenin temel taşlarını yerinden oynatmasını bakımından cüretkâr bulur. Bu ıslahat projelerinde şüphesiz Jaucherauz de Saint-Denys de belirttiği gibi Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, ulema nüfuzunun kırılması, fetvaları ile padişahın teşri salahiyetini taksim eden şeyhülislamların fetvalarına nihayet verilmesi, Osmanlı Devleti’ni; Avrupa’nın sanat, ilim, askeri, ticaret ve medeniyete dair gelişmelerine ortak etme çabaları mevcuttu.[2] İmparatorluğun birçok müessesinde değişikler ön gören ıslahat projeleri Nizâm-ı Cedîd adı altında zikrediliyordu. Zira bu vakte kadar nizam, değişikliğe değil hali hazırdaki duruma ve kadim öğretilerin tatbiki olarak telakki edilmiştir. Bu yenileşme hareketiyle ‘bizden olmayanla’ birlikte ‘ötekileştirme’ yapmaksızın ‘nizam’ algısının doğrudan yenileşmesi idi.[3]

Sultan III. Selim, devrim niteliği taşıyan bu fikirlerini hayata geçirebilmek için devrin ileri gelen ulema ve bürokrat sınıfından klasik risale geleneğinin sınırlarını aşan ve bütün kurumların tanzimi için kuşatıcı fikirler içeren layihalar hazırlanmasını talep etmiştir. Bu talebin üzerine inkılapçı ve muhafazakar lâyiha yazarları tarafından toplamda yirmi iki adet layiha hazırlanmıştır.[4] “Yeni Nizam” arayışları doğrultusunda hazırlanan bu lâyihalar, literatürde genellikle III. Selim’in ıslahat hareketinin bir alt başlığı olarak incelenmiştir. Fakat yaklaşık otuz yıl sonra II. Mahmut’un da devletin bütün kurumlarını baştan tanzim eden ıslahatlarının ardında hazırlanan layihaların olması, meselenin dönemsel tedbirlerden ziyade imparatorluğa yeni bir çehre kazandırma telaşını göstermektedir. Nitekim Cevdet Paşa kanalıyla haberdar olunan III. Selim’in “Eğer layiha istemekten maksat, yapılacak nizamlarda devlet adamlarının reylerini toplamak davası olsa idi, bir umumi mecliste yeni nizamın yapılması gereğini onlara tasdik ettirmek kâfi gelirdi.” sözleri meselenin dönemsel tedbirlerden ziyade imparatorluğa yeni bir vizyon kazandırma sürecinde seleflerinin de ıslahatlar konusunda takınması gereken tavrı izah etmektedir.[5]

II. Mahmut döneminde hazırlanan lâyihalar, sayıca III. Selim dönemindeki kadar fazla değildir. Buna karşılık fikri alt yapısının Nizam-ı Cedîd hareketinden devşirilmesi, muhteva açısından daha köklü ve kuşatıcı fikirler öne sürmesi bakımından Nizâm-ı Cedîd’in bir üst perdeden dile getirilmesi şeklinde değerlendirilebilir. Nitekim II. Mahmut politikalarının bir ürünü olmaktan ziyade imparatorluğun 1774-1830 yılları arasındaki durumuna izahat getiren ve birtakım çareler sunan Keçecizade İzzet Molla’nın hazırlamış olduğu lâyihayeni bir nizam arayışındaki Osmanlı bürokratının son seslerinden biri olmuştur. Ayrıca III. Selim döneminde muhtelif konularda hazırlanmaya başlayan lâyihaların derli toplu bir tek kalemden çıkması 1830 yılına kadar ki bütün bir Osmanlı modernleşme sürecinin hülasası olması bakımından da Nizâm-ı Cedîd ile başlayan organik bağın en güçlü ‘iç sesi’ dir.

III. Selim dönemine kadar hazırlanan ıslahat projeleri yukarıda daha önce zikredildiği üzere “Nizâm-ı Kadim”in tatbikinin pekiştirilmesi fikri üzerine inşa ediliyordu. “Kadim nizam”ın devletin tutulmuş olduğu maraza şifa olamayacağı ve III. Selim döneminde başlayıp II. Mahmut döneminde devam eden “yeni bir nizam” anlayışına ihtiyaç duyulduğu fikrini uyandıran kırılma noktaları iki madde de birleştirilebilir:

  • 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile ahalisinin tamamı Müslüman olan ve pây-i tahtın müstahkem mevkisi Kırım’a özerklik verilmesi[6]
  • Osmanlı Devleti’nin Kırımı geri alabilmek için 1787-1792 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu Osmanlı-Rusya ve Avusturya savaşlarında sürecinde daha önce emsali görülmemiş boykot hadisesi ile başta sadrazam Koca Yusuf Paşa olmak üzere askerin padişahın emrine uymayarak savaştan geri çekilmesi, buna bağlı olarak Kırım’ın Rusya’ya terki ve Osmanlı padişahının, İslâm halifesinin hem İslâm Dünyası’nda hem dünya siyasetinde büyük bir güven ve prestij kaybı yaşamasıdır.[7]

Bu iki sebep Osmanlı bürokratının zihninde devlet mekanizmasının tüm sahalarına dair kırılmalara sebep olsa da pratikte III. Selim’in Nizam-ı Cedîd hareketi, askerin Avrupa orduları tarzındaki eğitilmesi arzusu ıslahat hareketinin çekirdeğini oluşturmaktadır. Nitekim hazırlanan lâyihaların askeriye ve mali sorunlara dair fikirleri yoğunluk arz etmektedir.[8] Buna karşılık Ahmet Resmi Efendi, Seyyid Mustafa, Ebubekir Ratıp Efendi, Keçecizade İzzet Molla gibi inkılapçı layiha yazarları, yukarıda zikredilen meseleleri ele alırken gerek Avrupa’dan gerek gelenekten iktibas edilecek hususları siyaset felsefesi söylemi ile izah etmişlerdir.

2.b. Lâyihalarda Yeni Bir Düzen Söylemi ve Keçecizade İzzet Molla

Keçecizade İzzet Molla’ya göre yeni nizamın temel söylemi, nizam-ı kadim değil tedâbir-i akliyedir ve bu söyleme yaklaşım layihasının girişinde de belirttiği üzere “usûl-i efrenciyye bizim usûlümüza mugayir dememek icab ettiği…” düsturudur ki bu III. Selim dönemi lâyiha yazarlarından Ebubekir Ratıp Efendi ve Ömer Faik Efendi’nin görüşleri ile paralellik göstermektedir.[9] Diğer taraftan Nizam-ı Cedîd’in oluşturduğu entelektüel zemin zaman algısında bazı dönüşümlere yol açmıştır. Artık Osmanlı aydını için fi tarihi veyahut kadim zamanlar algısı değil “bugün” ve “bugünün şartları” önemliydi. Bu durum “Nizamdan garaz şimdikinden ehven olub bâri gittikçe terakki itmesiçündür.” ifadelerinde çok bariz bir şekilde anlaşılmaktadır. Nitekim nizam kavramı İzzet Molla’da tanzim olarak yankı bulmuş devlet kurumları tanzim edildiği müddetçeber-hayat olacaktır.[10] Bugünün tanziminin de ancak rasyonel bir zihin ile mümkün olacağını vurgulamaktadır.

Tedâbiri akliyenin yani rasyonel devlet düzeninin yansıması Keçecizade’ye göre öncelikle Modern ordu, yani Âsâkir-i Mansûre-i Muhammediyye tasarlanan nizâmın ideal bir numûnesi olarak gösterilir. Aynı şekilde Nizâm-ı Cedîd lâyiha yazarlarından Raşit Efendi, Abdullah Birri Efendi, Ebubekir Ratıp Efendi gibi inkılâpçı zümre mensupları, ordunun işleyişinde birçok aksaklığın ve “fesatlığın” zuhura geldiğini, orduya çağın nefesin üflenmesi gerektiği söylemleri keskin bir üslupla dile getirmiştir.[11] Nitekim muhafazakâr lâyiha yazarlarının devlet için bir kuvvet temin etmenin eskiyi canlandırmakla mümkün olduğu söylemleri çağın nefesinden çok uzakta olduğu tenkitlerle vurgulanmaktadır. Özellikle Seyyid Mustafa, mühendishanede talebe olduğu yıllarda keferenin açık arazide pergel ve cetvelle çalışmasına dikkat çekerek çağdaş savaşların silahla değil hendese ile yapıldığını vurgulamaktadır.[12] Bu nedenle Seyyid Mustafa’da  “gavura benzemek” üzerinden yapılan tartışmaların “cümleye farz olan mukabele-i bi’l-misl” kaidesine göre bir savunma siyaseti olarak ele alınmıştır.[13] Keçecizade ise savunma siyasetinden ziyade argümanları yerli yerinde idealize edilmiş, rasyonel bir devlet anlayışı üzerinden ele almıştır.

İnkılapçı layiha yazarlarından Ömer Faik Efendi’nin Sûri tedbirler hakkındaki ifadeleri III. Selim’in ıslahat çalışmalarına indirilen darbe ile yankı bulamasa da II. Mahmut’un mali bürokraside ve sadarette kendi çekirdek kadrosunu oluşturmasının sıkı bir tembihi niteliğindedir. Mali meseleler hakkında genel iktisadi tavsiyelerden farklı olarak i’râd-ı cedîd hazinesi için tatbik edilemeyen fakat Keçecizade İzzet Molla’nın meşhur lâyihasında da zikredilen vakıflar meselesine temas eder: Deryâ-yı umman olan evkaf-ı haremeynü’ş-şerifeyn gelirlerinden ihtiyaç halinde istifade edilebileceğini ve bu fonun hazineyi büyük ölçüde rahatlatacağını vurgulamaktadır.[14]

Diğer taraftan en az Seyyid Mustafa ve Ebubekir Ratıp Efendi kadar askeri dönüşümün gerekliliği üzerinde duran müellifinin tam olarak bilinmediği Sekbanbaşı risalesi ve Derviş Kumanî tarafından kaleme alınan Zebire-i Kuşmanî fi Tarif-i Nizâm-ı İlhamî adlı iki eser Nizam-ı Cedîd hareketine dil uzatanlara karşılık ayet ve hadislerle karşılık vermektedir. Özellikle talim esnasında kullanılacak olan trampete dair Münip Efendi’nin fetvası ile bağdaşan fikirler yer almaktadır. Bu dönemde hazırlanan lâyiha/risaleler arasında Kuşmanî’nin eserinde diğerlerinde hiç temas edilmeyen ilginç bir mesele gündemdedir. Öncelikle yeniçerilerin vahşi, mutaassıp ebleh, münafık, münkir gibi sıfatlara layık olduklarını ardından Yeniçeriliğin meşruiyet zemini Bektaşilik üzerinden mukim Osmanlı toplum yapının sorgulandığı görülmektedir.[15] Ocağın ber-hayat olan bir pîre sahip olmamasını, yeniçerilerin Hacı Bektaş-ı Veli’ye olan intisaplarını Yahudi ve Hıristiyanların Bizler Musa ve İsa aleyhimesselam hazretlerinin gülüyüz sözleri ile yermekte ve toplumsal varlıklarının meşru olmadığını iddia etmektedir.[16] Kendisinin bir Nakşi dervişi olduğunu göz önünde bulundurarak Kuşmanî’nin iddialarını Osmanlı modernleşmesi dediğimiz büyük resmin bir parçası olarak ele aldığımızda II. Mahmut’un 1826 askeri devrimi ile bir çok Bektaşi tekkesini ortadan kaldırması veyahut yerlerine Nakşileri yerleştirmesi, ulema arasında Nakşiliğin popüler hale gelmesi ve nihayetinde layiha yazarlarının son örneklerinden Keçecizade İzzet Molla’nın da Nakşi gelenekten beslenmesi, kaderi bir tesadüf değil Nizam-ı Cedîd hareketi ile Tanzimat dönemi arasında peyderpey gelişen organik bağın bir tezahürü olmasının yanı sıra Keçecizade İzzet Molla’nın şahsi hikayesi ile ilintilidir.[17]

Keçecizade İzzet Molla’nın Nizâm-ı Cedîd lâyiha yazarlarının fikirlerine bu denli aşina olması ve ileriki safhalarda zikredileceği üzere yazmış olduğu bir başka lâyihadaki açık sözlülüğünün hayatına mâl olması doğrudan birçok zihni kırılmalara sahne olan hayatı ile ilgilidir. Konyalı ulema bir aileden gelen Keçecizade’nin dedesi müderris, babası ise hatırı sayılır Anadolu Kazaskeri idi.[18] İlk eğitimini babası Salih Efendi’den almıştır. Salih Efendi de muhafazakâr lâyiha yazarlarından Tatarcıkzade Abdullah’ın öğrencisidir. Fakat İzzet Molla daha14 yaşındayken babası vefat etmiş ve içerisine düşmüş olduğu buhran ile intihar teşebbüsünde bulunduğu bir sual ile bu fikrinden caydıran Hançerli Bey vesilesi ile dönemin devlet ricalinden Halet Efendi ile tanışması fırsatına sahip olmuş böylece hayatının en büyük dönüm noktalarından biri gerçekleşmişti.[19] Bu kaderi tesadüf sonrası Keçecizade İzzet Molla’nın siyasi hayatı başlamıştır.  İlk olarak 1820’de Galata kadılığına tayin edilmiş ardından 1822’de Halet Efendi katledilince onun himayesinde olanlardan birçoğu takibe uğramış İzzet Molla’nın bulunduğu mevki de bu durumdan nasibini alarak 1823 yılında Keşan’a sürülmüştür. 1 yıl Keşan’da kaldıktan sonra affedilip İstanbul’a çağrılmıştır. 1825’te Mekke, 1826’da da İstanbul payesi tevcih ile Haremeyn ve 1827’de eyaletlerin tevzi defterliği müfettişliğine ardından 1828’de Haremeyn müfettişliğine tayin edilmiştir. İzzet Molla bu son görevini icra ederken yukarıda fikirlerinden bahsedilen Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dair Risale adlı layihasını kaleme almıştır.[20] Ulema bir aileden gelmesi ve ulema fikirlerine aşina olması hasebiyle kaleme almış olduğu bu eser, aşağıda birkaç konu üzerinden daha örnekler verileceği gibi dönemin entelektüel zihin dünyasının bir yansıması niteliğindedir.

Askeri ve mali ıslahatlara dair fikirler sunan lâyiha örnekleri arasında bir diğer önemli konu merkezi idarenin tanzimi meselesidir. Rasyonel bir idare anlayışı ile hedeflenen ıslahat programında çok daha çabuk yol kat edilebileceğini ön gören Behiç Efendi, II. Mahmut politikalarının bir özeti mahiyetindeki Keçecizade İzzet Molla’nın maruf layihasında ifade edilen fikirlerin temelini oluşturur mahiyettedir. Behiç Efendi, devlet işlerinin tek elden yönetilemeyeceğini defterdarlıkların ve kethüdalık birimlerinin yoğunluğunun birçok soruna sebep teşkil ettiğini çözüm olarak da muhtelif birimlerde yapılacak işlerin nihai karara bağlanacağı ve alması gereken tedbirlerin onaylayacağı, on seçkin akil kişiden oluşan “kalb-i devlet” olarak nitelediği bir heyetin vücuda getirilmesini önerir.[21] Meclis-i şûrâların önemini vurgu yapan Keçecizade İzzet Molla’nın nükteli bir anlatımı en akıllı frenkin dahi aklını kaçıracağı  yoğun iş temposunun ancak meşveretle çözüleceğini bir atıftır.[22]

Keçecizade İzzet Molla için devletin tanzimi için bir diğer önemli husus da Meclis-i Şura oluşturulmasıydı. “Meclîs-i Şûrâ” oluşturulmadıkça diğer işlerin tanzimine çabalamak boş bir telaştı. Eşit oy hakkının bulunduğu ve fikirlerin serbestçe müzakere edildiği bu meclisin varlığının istenilen ıslahatların ifasında büyük katkısı olacağını söylüyordu. Divân’ın önem kaybetmesiyle birlikte meşveret meclisleri daha sık toplanmaya başlamış, önemi daha da artmıştır. Reform projelerinin kararlaştırılıp icrâsını idâre edecek bir meclis gerektiğini içeren fikirler, Nizâm-ı Cedîd döneminde daha etraflıca gündeme gelmiş, kalb-i devlet olarak hayata geçmiştir. Keçecizade’nin bu vurgusu II. Mahmut politikalarında yankı bulacak ve hâliyle 1838’de, Meclîs-i Vâlâ’nın teşekkülüyle görülecekti. Bu noktada ise değinilmesi gereken mesele birbirlerinden farklı bağlam ve içerikte olsalar da ıslahât ve meşveret meclisi projelerinden başlayarak asrın ikinci yarısında gündeme gelecek modern parlamento tasarılarına kadar, hemen hemen bütün XIX. yüzyıl Osmanlı entelektüeli, meclis konusunda İslâmî şûrâ uygulamasına atıfta bulundular. İzzet Molla da bundan âzâde değildi.[23]

Lâyihalar döneminde ordu ve yeniçeri yapılanması dışından farklı olarak sivil bürokrasi ve ilmiyeye dair tedbirler ve eleştiriler sunması Keçecizade’yi diğer layiha yazarlarından farklı bir noktaya getirmektedir. Ulemâya Bâbıâli memurları gibi aylık bağlanmasını tavsiye etmekle Keçecizâde İzzet bir bakıma kurumsal bir özeleştirinin dili de olmaktaydı.[24] Keçecizade İzzet Molla’nın layihasında yekûn olarak bahsettiği tüm meseleler III. Selim Dönemi lâyiha yazarlarının tek tek ele aldığı meselelerin toplanmış hali gibidir. Devlet kurumlarını bütünsel bir mahiyette ele alan İzzet Molla, Nizam-ı Cedîd hareketi ile Osmanlı entelektüelinde oluşmayan ıslahatçı tavrın çok daha köklü, felsefi ve rasyonel temeller üzerine inşa edildiği görülmektedir. Ayrıca 1830’dan sonra II. Mahmut’un girmiş olduğu bürokratik reformlarında bir söylemi olması hasebiyle Tanzimat ve Nizam-ı Cedîd arasında bir geçiş özelliği taşımaktadır.

Keçecizade’nin tüm söylemleri II. Mahmut’un askeri ve bürokratik ıslahatlarında yankı bulmuş olsa da Mamafih 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı öncesi toplanan meşveret meclisindeki fikirleri ve hazırlamış olduğu ikinci lâyihasından mebni önce “siyaseten katl”e çarptırılmış şeyhülislamın araya girmesiyle cezası Sivas’a sürgün olarak değiştirilmiştir.[25] Kaderin bir cilvesidir ki Osmanlı-Rus Savaşına dair Keçecizade’nin görüşleri doğru çıkmış ve II. Mahmut affolunduğuna dair bir hatt-ı hümayûn kaleme alıp gönderse de Keçecizade için çoktan emr-i hak vuku bulmuştu. Bu nedenle affolunduğuna dair ferman teberrüken göğsünün üzerine konulup öyle gömülmüştür.[26]

Sonuç

Bu küçük çalışmada 1768-1774 ve 1783-1792 Osmanlı-Rus ve Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşları sürecinde Osmanlı Devleti içinde bulunmuş olduğu siyasi ve bürokratik durumun ıslahı için devlet ricali eliyle lâyihalar/risâleler döneminin başladığı, III. Selim politikalarının bir üst perdeden icraata geçirilebilmesi için bu layiha hazırlama süreci II. Mahmut döneminde de devam ettiğinden bahsedilmiştir. Ardından layiha yazarları ve fikirleri hakkında örnekler verilmiş Keçecizade İzzet Molla’nın fikirleriyle olan paralellikleri vurgulanmaya çalışılmıştır. Netice olarak II. Mahmut Dönemi’nde lâyiha yazarlarından Keçecizade İzzet Molla’nın fikirleri III. Selim Dönemi’nde başlayan bu sürecin bir ürünü olarak devletin siyasi zaaflarını, bu zaafların giderilmesi için devletin ne tür önlemlere ihtiyaç duyduğunu döneminin gerçekliği içerisinde hangi argümanlarla sunmasından bahsedilerek Nizam-ı Cedîd lâyiha yazarları arasında meseleleri derli toplu ve felsefi derinlikle ele aldığı vurgulamaya çalışılmıştır.

 

KAYNAKÇA

Ahmet Cevdet Paşa. Tarih-i Cevdet, IV-V. Dersaadet: Matbaa-i Osmaniye, 1309.

Ali Cânip (Yöntem): “Keçecizâde İzzet Molla, 1243 Seferinin Temâdiyesine Muhâlefetle Kaleme Aldığı Vatanperverâne ve Cesurâne Bir Lâyiha”, Hayat Mecmuâsı, I, 8 1927.

Beydilli, Kemal. “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8, İstanbul 1999.

Beydilli, Kemal. “Selim Aydınlanmış Hükümdar” Nizâm-ı Kadîm’den Nizâm-ı Cedîd’e III. Selim ve Dönemi, haz. Seyfi Kenan. İstanbul: İSAM 2010.

Feyziye, Abdullah. “Keçecizade İzzet Molla.” Fuat Köprülü Armağanı, İstanbul 1953.

İşbilir, Ömer. “Ubeydullah-ı Kuşmanî Zebre-i Kuşmanî fi ta’rif-i Nizam-ı İlhami: (tahlil ve metin).” Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Anabilim Dalı, 1989.

Karal, Enver Ziya. Osmanlı Tarihi V.Cilt Nizam-ı Cedîd ve Tanzimat Devirleri 1789- 1856. Ankara TTK, 2011.

Karal, Enver Ziya. Selim III’ün Hatt-ı Hümayunları Nizam-ı Cedîd 1789-1807. Ankara: TTK,1988.

Kapıcı, Özhan, “Bir Osmanlı Mollasının Fikir Dünyasından Fragmanlar: Keçecizâde İzzet Molla ve II. Mahmud Dönemi Osmanlı Siyaset Düşüncesi”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII. 2013.

Keçecizade İzzet Molla. Devhatü’l-Mehamid Fi Tercemetü’l- Valid. İstanbul: Tarih-i Osmani Encümeni, 1322.

Keçecizade İzzet Molla. Islah-ı Nizam-ı Devlete Dair Risale. Beyazıt Devlet Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Bölümü, Nr.9670.

Korkmaz, Ramazan, Keçecizade İzzet Molla ve Mihnet-Keşan Üzerine Bir Araştırma, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, 1988.

Kütükoğlu, Mübahat. “Lâyiha,” DİA 27.

Savaş, Ali İbrahim. “Lâyiha Geleneği İçinde XVIII. Yüzyıl Osmanlı Islahat Projelerindeki Tespit ve Teklifler.” Bilig Türk Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi 9 1999.

Sungu, İhsan. Mahmud Il.nin İzzet Molla ve Âsâkir-i Mansûre Hakkında Bir Hattı, 7Y, 1/3 (1941).

Okçu, Naci. “Keçecizade İzzet Molla” DİA

Öğreten, Ahmet. “Nizam-ı Cedide Dair Islahat Layihaları” Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi,1989.

Öğreten, Ahmet. Nizam-ı Cedide Dair Askeri Layihalar. Ankara: TTK, 2014.

Şakul, Kahraman. “Nizâm-ı Cedîd Düşüncesinde Batılılaşma ve İslâmi Modernleşme”, Dîvân, 19 2005.

 

[1]Mübahat Kütükoğlu, “Lâyiha,” DİA 27, 116.

[2] Enver Ziya, Karal, Selim III’ün Hatt-ı Hümayunları Nizam-ı Cedîd 1789-1807 (Ankara: TTK,1988),38.

[3] Özhan, Kapıcı, “Bir Osmanlı Mollasının Fikir Dünyasından Fragmanlar: Keçecizâde İzzet Molla ve II. Mahmud Dönemi Osmanlı Siyaset Düşüncesi”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII. 2013. 285.

[4] Ali İbrahim, Savaş, “Layiha Geleneği İçinde XVIII. Yüzyıl Osmanlı Islahat Projelerindeki Tespit ve Teklifler.” Bilig Türk Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi 9 1999.s.92-3.

 

[5] Ahmet Cevdet Paşa. Tarih-i Cevdet, IV Dersaadet: Matbaa-i Osmaniye, 1309. 33.

[6] İsmail Hakkı, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi IV.Cilt I.-II. Bölüm. (Ankara: TTK, 2011),s.150.

[7] Kemal Beydilli, “Selim Aydınlanmış Hükümdar” Nizâm-ı Kadîm’den Nizâm-ı Cedîd’e III. Selim ve Dönemi, haz. Seyfi Kenan.(İstanbul:İsam,2010), s. 37. Ahmet Cevdet Paşa. Tarih-i Cevdet, IV. Dersaadet: Matbaa-i Osmaniye, 1309. 25.

[8] Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8 (1999):26.

[9] Özhan, Kapıcı, “Bir Osmanlı Mollasının Fikir Dünyasından Fragmanlar: Keçecizâde İzzet Molla ve II. Mahmud Dönemi Osmanlı Siyaset Düşüncesi”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII. 2013. 283.

[10] Lütfi, Doğan, Keçecizâde İzzet Molla’nın Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Risâle Adlı Eserinin Transkripsiyonu ve Edisyon Kritiği, (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2000), 66.

[11] Ahmet, Öğreten. Nizam-ı Cedide Dair Askeri Layihalar ( Ankara: TTK, 2014), 170.

[12] Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8 (1999):35.

[13] Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8 (1999):35.

[14] Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8 (1999):41.

[15] İşbilir, Zehire-i Kuşmanî, s 22,23,29.

[16] İşbilir, Zehire-i Kuşmanî, s.54-81.

[17] Şakul, Kahraman:“Nizâm-ı Cedîd Düşüncesinde Batılılaşma ve İslâmi Modernleşme”, Dîvân, 19 (2005):125.

[18] Fevziye,Abdullah, “Keçecizade İzzet Molla” Fuat Köprülü Armağanı  (Ankara:TTK,1952) 131-35.

[19] Lütfi, Doğan, Keçecizâde İzzet Molla’nın Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Risâle Adlı Eserinin Transkripsiyonu ve Edisyon Kritiği, (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2000), 133.

[20]Özhan, Kapıcı, “Bir Osmanlı Mollasının Fikir Dünyasından Fragmanlar: Keçecizâde İzzet Molla ve II. Mahmud Dönemi Osmanlı Siyaset Düşüncesi”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII. 2013. 285.

[21] Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8 (1999):44.

[22] Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Tanzimat’a Islahat Düşünceleri.” İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 8 (1999):58.

[23] Özhan, Kapıcı, “Bir Osmanlı Mollasının Fikir Dünyasından Fragmanlar: Keçecizâde İzzet Molla ve II. Mahmud Dönemi Osmanlı Siyaset Düşüncesi”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII. 2013.290

[24] Ali Cânip (Yöntem): “Keçecizâde İzzet Molla, 1243 Seferinin Temâdiyesine Muhâlefetle Kaleme Aldığı Vatanperverâne ve Cesurâne Bir Lâyiha”, Hayat Mecmuâsı, I, 8 1927. 397.

[25] İhsan, Sungu, Mahmud Il.nin İzzet Molla ve Âsâkir-i Mansûre Hakkında Bir Hattı, 7Y, 1/3 (1941).39.

[26] Naci Okçu “Keçecizade İzzet Molla” DİA 23,s.561-63.

busra gur Osmanlı Dönemi Risâle/Lâyiha Geleneği İçerisinde Keçecizade İzzet Molla'nın "Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Lâhiya" Adlı Eserinin Yeri
Büşra Gür
1992 İstanbul Doğumlu. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü Lisans ve Yüksek Lisans Mezunu. Çeşitli gazete ve dergi de yazılarının yayımlanmasının yanı sıra radyo programları da yapmıştır. Çeşitli STK'larda seminer ve panellerde konuşmacı olarak yer alan Gür, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Özel Kalem görevini sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz