İstiklal Şairi: Mehmet Akif Ersoy

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem.”

Her devrin bir kahramanı vardır ya; bazen kılıç kullanırlar, bazen yöneticilerdir kurtarıcılar. Öyle bir devirdi ki, kahramanları çaresiz bırakıyordu. Kılıçlar pas tutmuştu, yöneticilerin eli kolu bağlı kalmıştı. Bir zamanların tek hakimi artık hasta adam adını alıp yatağa mahkum edilmişti. Böyle durumlarda, kahramanlar, genellikle kalem kullananlar olur. Yine öyle oldu; hasta zamanlarda, pek çok kalemli münevver çıkıp, milletin bekası uğruna canla başla çalıştılar. Hepsi vatanperver insanlardı.

Mehmet Akif… Dönemin kahramanlarının başında geliyordu. O her zaman umut doluydu, milletine güveniyordu. Müslümanlığı baş tacı edip, kurtuluşun dinle beraber geleceğine inanıyor ve halkı bu yönde bilinçlendirmeye çalışıyordu. Millet bilinçlenmeden, kurtuluştan söz edilemezdi; önce din sağlam temellere oturtulacaktı ki yapılan iş hayırlı olacaktı, bunu yaparken bilim de göz ardı edilmemeliydi. Akif, her zaman bilimle dinin kol kola olmasından yanaydı.

O asla birilerine yaranmak için yazmadı; tek isteği millete yararlı olmaktı. Sanat yapacağım diye anlaşılmamak istemezdi, millet yazdıklarını anlasın diye sade bir dille sanatını icra ederdi. Toplumun her an başında olan sıkıntılardı, Onun şiirinin tek meşgalesi. Dedik ya, kimseye yaranmak gibi bir derdi yoktu, bu yüzden düşmanı çoktu; kah dinci sanılan yobazlar, kah ilerici denilen bağnazlardı Akif’in kuyusunu kazanlar. Ama o yılmadı, nitekim, Müslüman korkmazdı. Zira: “Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır.” diye buyuruyor.Akif Peygamber’in izindeydi.

‘Safahat’ dedi yazdıklarına. Memleketin müşkülünü anlattı her safhada. İlk önce milletin durumunu anlattı. Üstad, olanlardan rahatsızdı, Türk milletinin kültürüne hiç de uygun olmayan hadiseler cereyan ediyordu. Akif bunları hazmedemiyor ve Müslümanın uyması gerekenleri bir bir hatırlatıyordu. Aile milletin çekirdeği, çocuk geleceğiydi.  Akif güveniyordu milletine, ancak huzursuzdu. Bir Avrupalılık türküsü tutturulmuş gidiyordu. “İşleri var, dinimiz gibi; dinleri var işimiz gibi.” diyerek uyarıyordu milletini. Uymayın Avrupalı adetlerine diyerek yalvarıyordu adeta.

Süleymaniye Kürsüsü’nde bir vaiz vardı. Bütün Müslüman alemini uyarıyordu. Türkler uyansın istiyordu. Kurtuluş, geleneği yaşatıp dine sahip çıkmakta, diye yakarıyordu. Ortam çok bozuktu, gençlik, her geçen gün yozlaşıyordu; bir şeyler yapmak lazımdı.

Hakkın Sesleri… Haklı seslerdi. Hak İslamiyet’ti. Ne olursa olsun, Kur’an’a sahip çıkılmalıydı, diriliş vakti çoktan gelmişti.

Fatih Kürsüsü’nde, Akif’in bizzat kendisi vardı. İstediklerini söylemekte özgürdü şair. Medeniyet tanımına ateş püskürüyordu, O, İslamiyet’ten daha medeni bir unsur bulamıyordu. Ona göre, Müslümanlık hakkıyla yaşandıktan sonra hiçbir medeniyet İslamiyet’i alt edemezdi. Çok haklıydı Akif.

Hatıralarını da yazdı. Berlin’e de gitti, Hicaz’a da. Hem doğuluydu hem batılıydı Akif. Karşılaştırmaları çok iyi yapıyordu. Bundan dersler çıkartılmalıydı artık.

Asım… Akif’in nesli,  Akif’in umudu, Akif’in tek dayanağı. Asım: Akif’in her şeyi. Öyle bir genç ki, tam bir Müslüman. Bu genç ki, bilgili. Ama en önemlisi, inançlı… Asım büyük kurtarıcı. Avrupa’ya, bir daha geri dönmemecesine gidiyor. Özgürlük için, düşmanın otağına atlıyor.

“Asım’ın nesli diyordum ya; nesilmiş gerçek,
İşte, çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

Asım gerçek bir Müslüman, tam anlamıyla bir münevverdi. Kültürlüydü, geleneğine de bağlıydı. Akif’in genciydi Asım. Haksızlığa sesini yükseltirdi ki, Çanakkale destanını yazan, Asım’ın ta kendisiydi.

Başta dedik ya: Akif umutluydu. O karanlığa küfretmedi, ışık yaktı. Asım’dan bahsetti. İstediği imanlı gençlik, önce Çanakkale’yi, daha sonra Kurtuluş Savaşını kazandı. Bu nesil Asım nesliydi, Akif’in gençliğiydi. Bu destansı mücadeleler, dinleriyle var olan, Türk Milleti’nden başkasına ait değildi. Akif gençliğine ne kadar methiye düzse azdı.

O da bunun farkındaydı ve düşüncelerini:

“Sana dar gelmeyecek makberi kim kazsın,
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.”

dizeleriyle dile getirmeye çalıştı.

Akif’in bu millete en büyük hediyesi, şüphesiz ki yazmış olduğu İstiklal Marşı’ydı. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın derken, nasıl bir kahraman olduğunu çok iyi gösteriyordu ve bizlere “amin” demekten başka yapacak hiçbir şey bırakmıyordu.

Teşekkürler İstiklal Şairi. Ruhun Şad olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz